ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nda 41 binden fazla çalışanın bilgisi sızdırıldı: Gözetim birimleri de ifşa oldu
Bir hacker, Okta üzerinden ABD İç Güvenlik Bakanlığı sistemlerine erişerek ICE ve CBP dahil on binlerce çalışanın kimlik ve iletişim bilgilerini ele geçirdi; sızıntı, gözetim araçlarına erişimi olan birimleri de ortaya çıkardı.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), on binlerce çalışanının kişisel bilgilerini hedef alan büyük bir veri ihlaliyle karşı karşıya. 2026 yılının ekim ayı sonunda gün yüzüne çıkan olayda; Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ile Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) başta olmak üzere 41 binden fazla DHS çalışanının adı, iş unvanı, telefon numarası, e-posta adresi ve ofis konumu ele geçirildi. Sızıntı yalnızca iletişim bilgileriyle sınırlı kalmadı; hangi kurum birimlerinin yüz tanıma ve telefon verisi toplama gibi gözetim araçlarına erişimi olduğu da ifşa edildi.
Saldırının arkasındaki kişi ya da grup, kendisini “Department of Peace” (Barış Departmanı) olarak adlandırıyor. Saldırgan, DHS’nin kullandığı kurumsal kimlik ve erişim yönetimi hizmeti Okta üzerinden sisteme sızdı. Bu yöntem, tek bir açık kapıdan binlerce hesabın bilgisine ulaşılmasını sağladı; çünkü Okta gibi hizmetler çalışanların çeşitli iç sistemlere girişini merkezi olarak yönetiyor.
Ayrıntılar: Hangi birimler ve kaç kayıt etkilendi?
Sızan veri seti “Icepick” adıyla Distributed Denial of Secrets (DDoSecrets) adlı kâr amacı gütmeyen kuruluş tarafından yayımlandı. Verilere göre yaklaşık 21 bin kayıt CBP çalışanlarına, 7 bine yakın kayıt ise ICE personeline ait. Sızıntı yalnızca bu iki kurumla sınırlı değil; Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ve İç Güvenlik Soruşturmaları (HSI) çalışanlarının bilgileri de paketin içinde yer alıyor.
Sızıntının en hassas yanı, yalnızca bireysel çalışan bilgileri değil. Veri setinde, DHS içindeki bazı grupların yüz tanıma uygulaması Mobile Fortify ve telefonlardan ile çevrim içi hizmetlerden veri toplayıp analiz edebilen PenLink gibi gözetim araçlarına erişimi olduğu bilgisi de bulunuyor. Bu tür araçların kullanıldığı birimlerin kimlerden oluştuğunun açığa çıkması, operasyonel güvenlik açısından ciddi bir risk oluşturuyor.
Saldırganın motivasyonu da dikkat çekici. TechCrunch’a konuşan “Department of Peace” hacker’ı şu ifadeyi kullandı:
“Onlar bizim bilgilerimize sahip, bu yüzden bizim de onlarınkine sahip olmamız adil.”insan-yazar
Bu söz, son yıllarda artan “gözetim karşıtı” siber aktivizmin tipik bir örneğini yansıtıyor. Saldırgan, devlet kurumlarının vatandaşlar hakkında topladığı verilere karşılık, kurum çalışanlarının bilgilerini hedef alarak bir tür simetrik şeffaflık talep ediyor.
Arka plan
Bu olay, ABD federal kurumlarına yönelik siber saldırılar zincirinin son halkası. Sızıntıdan yalnızca birkaç hafta önce FBI’ın çalışanları ve iş başvurusunda bulunan kişilere ait veriler de hackers tarafından çalınmıştı. DHS ise özellikle ICE ve CBP ajanlarının kimliklerini gizli tutmak için yıllardır çaba harcıyor; çünkü bu birimler ülke genelinde göçmenlik operasyonları yürütüyor ve çevrim içi ortamda kendilerini eleştirenleri takip ettikleri biliniyor.
Sızdırılan veriler, siber güvenlik araştırmacısı maia arson crimew’a iletildi ve bu kişi verileri DDoSecrets’a aktardı. DDoSecrets daha önce de çeşitli hükümet ve şirket verilerini yayımlamış bir platform; burada verinin herkese açık hale getirilmesi, hem şeffaflık savunucuları hem de güvenlik uzmanları arasında tartışmalı bir konu.
Ne anlama geliyor?
Bu sızıntının en somut sonucu, sınır ve göçmenlik operasyonlarında görev alan binlerce kamu çalışanının artık kimliklerinin ifşa olmuş olması. Ajanların ve analistlerin adları, ofis konumları ve iletişim bilgileri, onları hedef alabilecek taciz, tehdit veya daha organize saldırılar için bir yol haritası sunuyor. Özellikle ICE ve CBP gibi kamuoyunda zaten yoğun eleştiri alan kurumlar için bu risk daha da büyük.
Olay aynı zamanda Okta gibi üçüncü taraf kimlik sağlayıcılarının ne kadar kritik bir güvenlik açığı oluşturabileceğini bir kez daha gösterdi. Tek bir hizmetteki zafiyet, binlerce kullanıcının bilgisine erişim sağlayabiliyor. Bu durum, kamu kurumlarının kimlik yönetimi altyapılarını gözden geçirmesi gerektiğine işaret ediyor.
Sızıntının ardından DHS’nin nasıl bir adım atacağı henüz belirsiz; The Verge’in yorum talebine anında yanıt verilmedi. Ancak benzer olaylarda kurumlar genellikle etkilenen çalışanlara bilgilendirme yapar, kredi izleme hizmeti sunar ve erişim kontrollerini sıkılaştırır. Asıl soru, bu tür sızıntıların gözetim altyapısına dair bilgileri ifşa ederek güvenlik birimlerinin operasyonel kapasitesini ne ölçüde zayıflatacağı. “Department of Peace” adlı hacker’ın söylemi, hedefin yalnızca veri çalmak değil, aynı zamanda devletin gözetim pratiklerini görünür kılmak olduğunu gösteriyor; bu da olayı sıradan bir veri ihlalinden çıkarıp siyasi bir mesaja dönüştürüyor.


